5/22/2017

Matematik Eğlenceli Olabilir mi?

Matematik Eğlenceli Olabilir mi?

Matematik Eğlenceli Olabilir mi? - Düşünün ki bir çocuk, gazetenin Pazar ekinde bulduğu labirentteki tavşan yavrusunu annesine ulaştırmaya çalışıyor...

Düşünün ki bir çocuk, elindeki küpleri, büyükten-küçüğe üst üste sıralıyor aman dikkat, doğru koymazsa, kule yıkılacak!

Matematik zaten çok eğlenceli!

Düşünün ki bir çocuk, gazetenin Pazar ekinde bulduğu labirentteki tavşan yavrusunu annesine ulaştırmaya çalışıyor…

Düşünün ki bir çocuk, dergide bulunan gizlenmiş 8 böceği annesiyle beraber yarışarak bulmaya çalışıyor…

Düşünün ki bir çocuk, babasıyla da internette gördüğü, 2 resim arasındaki 7 farkı bulmaya çalışıyor. 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7! “Bunu, bunu … Bir de bunu ben buldum, etti 5!” Babasından önce, en fazla o buluyor, zıplıyor sevinçten…

Minik şampiyon!

Düşünün ki, markete gittiğinde elindeki 2 adet 1 TL ile neleri alabileceğini bulmaya çalışıyor. Çok heyecanlı çünkü ilk kez kendisi bir şey alacak… Yakaladığı herkese soruyor “Bu parayla bu alınır mı?” Çözmeye çalışıyor denklemi…

Hesap yapması lazım… Önce para üzerindeki 1 TL yazısı ile ürün üzerindeki fiyat etiketini karşılaştırmak geliyor aklına… Sonra, 1, 1 daha 2 ederi çözüyor, ve bunun 2 simgesiyle gösterildiğini… İşte oldu, 2TL’lik ürünleri tespit ediyor ve en çok istediğine karar verip, annesine kararını bildiriyor…  

Düşünün ki bir çocuk, abisiyle de yeni aldığı Zeytin ve Limon’un resimlerinden oluşan sudoku tablolarını tamamlamaya çalışıyor…

Düşünün ki bir çocuk, anaokulunda bahçede oyun oynama vakti geldiğinde, sınıf kuralı olan “36 derecenin üstündeyse, dışarı çıkılmaz.” kuralını hatırlıyor sınıfça. “3 ve 6 yan yana olmalı” diyor çocuklardan biri ve dışarının ısısını gösteren termometreye koşup bakıyorlar. Ancak 3 ve 7 yazıyor. Bu ne demek? Çözemiyor… Çıkamayız diyor öğretmen. Düşünün ki bir çocuk, sabahları büyük grup toplantısında, kaç arkadaşı sınıfa gelmiş, sayıyor. Çocuk, 20ye kadar sayabiliyor. Ancak, 20 kişilik sınıfta, 17 kişinin geldiğini buluyor. Demek ki diyor, Ali, Ayşe, Deren yok bugün, yani 1, 2, 3… Ve 3 kişinin olmaması demek, 17 demektir. Bu da 17 sayısı, 20 sayısından daha az demektir… Demek ki 7, 6’dan büyüktür… Yani 37, 36dan daha sıcak demektir… Dışarı çıkılamaz…

Düşünün ki bir çocuk, ablasıyla bahçede oynarken bir yumurta görüyor. Diyor ki, “Nerden geldi bu? Hangi hayvanın yumurtası olabilir?” Ablasıyla, fotoğraflıyor yumurtayı. Bir de küçük bir cetvelle ölçüyorlar. Cetvelin üstünde yumurtanın uzunluğu 2’ye denk geliyor. İnternetten “Yumurta, büyüklük ve 2 cm” gibi anahtar kelimelerle araştırma yaptıklarında, istedikleri bir yazıya denk geliyorlar. “İşte! 2 cm’lik yumurtalar bunlar! Renk ve görüntüsüyle, bu yumurta, şu havyanın yumurtasına çok benziyor.” diyor abla…

Düşünün ki bir çocuk, ailesiyle misafirliğe gidecek. En çok sevdiği arkadaşıyla oynayacak. Çok heyecanlı. “Ne zaman gideceğiz?” diye soruyor, her 10 dakikada bir. Babası saati işaret ediyor ve misafirliğe gidecekleri saati, rakamlar üzerinde göstererek, saat 1buçuk olduğunda yani uzun olan 6, kısa olan 1’i gösterdiğinde, diyor. Çocuk akrep, yelkovan ve rakamları dikkatle takip ediyor…

Düşünün ki bir çocuk, sınıfta günlerdir yediklerin meyvelerin çekirdeklerini biriktiriyor ve kuruması için kâğıt havlu üzerine diziyorlar. Mango çekirdeği, kayısı çekirdeği, kiraz çekirdeği, kavun çekirdeği, hatta incir çekirdeği… Sonra öğretmeni büyükçe bir kâğıda 1’den 10’a kadar alt alta yazıyor ve çocuklar grup halinde, her sayısının karşısına, ederi kadar aynı gruptan çekirdek yapıştırıyorlar. Sonunda karşılarına, ait olduğu meyveye göre sınıflandırılmış çekirdeklerden, 1den 10’a kadar oluşturulmuş bir grafik çıkıyor.

Öğretmen, bu grafiği sınıfın duvarına asıyor. Çocukları provoke etsin, bakıp bakıp yeni sorular sorsunlar diye… Örneğin, belki ileride çekirdeklerin boyutları hakkında bir tartışma başlar, öğretmenleri, ellerine bir cetvel verir, ölçerler hep birlikte. Hele şu mangonun çekirdeği, nasıl bir şey öyle, devasa, kesin bu çocuğu heyecanlandıracak!

Düşünün ki bir çocuk, elindeki küpleri, büyükten-küçüğe üst üste sıralıyor aman dikkat, doğru koymazsa, kule yıkılacak! Çocuk, abisiyle bu oyunu oynuyor ama her defasında abisi onu geçiyor, ama o benden büyük, bir gün başaracağım, diyor. Abisi ona, işin sırrını anlatıyor. Hevesle dinliyor çocuk.

Düşünün ki bir çocuk, yaşına uygun zar atmalı oyunlar oynuyor, eğlenceli matematik kitapları okuyor, hatta matematik yarışmalarına katılıyor. Öğretmeni, üçgen, kare ve daire şeklinde kesilmiş renkli kâğıtları dağıtıyor rastgele çocuklara. Müziği açıyor, çocuklar dans etmeye başlıyorlar. Müzik sesi kapatıldığında, elinde üçgen kâğıt olanlar sevinçle koşarak diğer üçgenleri arıyor; kare olanlar, kare olanları arıyor; daire olanlar, daire olanları buluyor ve ilk toplanan grup kazanıyor. Bu sefer, öğretmenler ellerindeki kâğıtların rengine işaret ediyor. Müzik açılıyor, çocuklar dans ediyor. Müzik kapatılıyor ve kırmızılar birbiri bulmak için sınıfta sevinç içinde koşuşturuyor, maviler mavileri buluyor, sarılar sarıları buluyor ve ilk toplanan grup kazanıyor. Şimdi okulöncesi dönem çocuklarını biraz zorlayacak bir etkinlik deniyor öğretmen. “Çocuklar! Hem renklere hem de şekillere bakacaksınız.” Müzik kapanıyor ve çocuklar ellerindeki hem renge hem de şekle uygun olan arkadaşlarını bulmaya çalışıyor. Çok zorlandık ama çok eğlendik. :) Bu çocuk mutlu, bu çocuğun gözleri ışıl ışıl, merakla ve sevgiyle bakıyor matematiğe…

Değerli veliler, çocuklar, Aktif Eller-Akıl-Kalp kuralına göre öğrenir. Yani, eğer yapıp-ediyorsa, bir şeylere dokunuyorsa, açıp-bozup-tekrar takıyorsa, kısacası ellerini ve vücudunu aktif olarak kullanıyorsa, farklı, eğlenceli deneyimler yaşıyor ve bundan keyif alıyorsa, aklını kullanmaya ihtiyaç duyup kullanıyorsa gerçekten öğrenir. Öğrendiği bu bilgiler kalıcı olur. Kolayca silinip gitmez.

Yukarıdaki örneklerde çocuk neleri başardı, bakalım:

20'ye kadar saymayı öğrendi.
Az-çok, eksik-fazla kavramını kazandı, sadece sayıları saymıyor, sayıların ederini de anlamaya başladı.
Bu sayede, basit toplama-çıkarma işlemlerini yapmaya başladı.
Uzamsal, yani matematikte 3 boyut zekâsı gelişti.
Matematikteki bilimsel süreç becerilerinden, ölçme becerisini kullanmaya başladı.
Saatteki, termometredeki, cetveldeki, tartıdaki rakamları anlamlandırmaya başladı.
Matematikteki bilimsel süreç becerilerinden, sınıflandırma-grafik yapma becerisini kullanmaya başladı.
Geometrik şekilleri öğrenmeye başladı.
Hepsinden önemlisi bu çocuk çok eğlendi ve bu çocuk yaparak-yaşayarak öğrendi.
Yukarıdaki örneklerde başarının sırrı neydi, bakalım:

Çocuğun ailesiyle ve öğretmeniyle yaptığı tüm matematik oyunları, matematik deneyimleri ve etkinlikleri, ona yaşantısının bir parçası olarak sunuldu.
Çocuk matematiğin yanı sıra diğer disiplinlerden de kazanımları oldu. Çünkü tüm disiplinler matematikle bütünleştirilmiş olarak sunuldu. Çünkü gerçek hayat, çocuklara, fen, matematik, Türkçe, sanat, müzik gibi disipline ayrılarak görünmez, bütünleşik görünür.
Çocuğun matematiğe ilişkin bilişsel gelişim alanında kazanımlarının yanı sıra diğer gelişim alanlarından da kazanımları oldu. Çünkü diğer gelişim alanları, bilişsel gelişimle bütünleştirilmiş olarak sunuldu. Çünkü çocuk bir bütündür, bilişsel gelişim, dil gelişimi, sosyal gelişim, fiziksel gelişim gibi ayrılmaz.
Çocuk, zorla matematik öğrenmeye itilmedi. Çocuğun matematiğe ihtiyaç duyması sağlandı.
Çocuğun matematiği kullanacağı ve öğreneceği zengin, ilginç, eğlenceli, anlamlı ortamlar yaratıldı.
Çocuğun yaşına ve gelişimine uygun oyunlar ve deneyimler hazırlandı.  
Sağlıcakla kalın, mutlu kalın. :)

Önemli Hatırlatma: Bu içerik ilgili uzman danışman tarafından izleyicilerimizi bilgilendirme amaçlı hazırlanmıştır. Kendinizin veya çocuğunuzun sağlığı ile ilgili her konuda, bir tıp doktoruna veya pedagoga danışmanızı tavsiye ederiz.

2 yorum